Perşembe, Haziran 16, 2009 ·
suprs bekliyor

Başlık”sız”
Daha dün gibi…
Koskoca bir yıl daha geçti üzerinden.
Yokluğunu hiçbir şey eksiltmedi,
Hiçbir şey varlığınla bir değildi.
Zaman her izi silermiş ya;
Zaman sensizliği gün gün biriktirdi,
Yeni yeni anlamlandırıyorum sensizliği,
Şimdi daha çok hissediyorum eksikliğini.
Gözlerim doluyor şimdi,
Senli ve senle anılarımda.
Kaybettim çoktan,
Keşkelerimde hep sen vardın.
Keşke bugünlerimi de görebilseydin,
Sen benimle gurur duysan,
Ben seni örnek alabilseydim.
“İkimize”

Şahs-ı İzahım
Bir acayip liman,
Dalgalardan koruyan,
Gizemli, duygulu, dağlarla çevrili ardı.
Hiçbir yolcu, uzun süre demirli kalmadı bu limanda,
Senin kadar vakıf olamadı bu sırra,
Senden sonra ben de yelken açtım yalnızlığa.

Kimdi O?
Sen miydin?
O sokaklarda büyülü rüzgârlar estiren,
Koşuşturan, çocukları,
Pervazlara konduran, kuşları.
Gençliğimin bir yanını alıp yitiren,
Gönüllerden gönüllere sevdalar götüren.
Bilir miydin?
Mecnun’un Leyla’ya aşkını,
Aşk’ın Hüsn için, ateş denizine,
Mumdan sandalıyla daldığını,
Yılın bir yarısında gecenin,
Diğer yarısında gündüzün, diğerini,
Daha çok sevdiğini!
Bir yaz günü,
yağmur
damlalarıyla
çalınan
besteye
karışan
toprak
kokusunun
mükemmelliğini.
Yapar mıydın?
Bütün istediklerini,
Ömrün fani olduğunu bilsen,
Ve değiştirmek istesen geleceğini.
Son verir miydin?
Bir ömr ü muhayyel serilse önüne,
Söyleyemediğin hiçbir şey kalmasa geride,
Huzursuzluğun da bütün bunlarla nihayete erse,
Hayat ki hayalleri gerçekleştiren mucize.

Bütün Suç Yağmurun, Öyleyse Ben Yağmurum
Hep sustum,
Adım adım yaklaştı sonu, ömrün,
Belki bedenin değil; ya ruhun…
Hep sustum,
Önce bulutlar koyulaştılar,
Sonra tebessümü silindi yüzümden aşkın.
Bir yağmurdan öte,
Bir fırtınaya teslim oldu ruhum.
Saklambaç
İçimde bir çocuk,
Saklı kalmış bir köşede,
Yıllar öncesinde bir saklambaç oyunundan.
Oradan oraya koşturmuş hep,
Sobelenmemek için, bunca zaman.
Her an yanımda dolaştırırım ben onu,
Haydi, bul onu, sev, sakla, koru…
O da görsün, sevsin, bilsin isterim,
Her an yanımdalığına aldırmasalar da,
Çocuklarımla büyütmek isterim.
Olmadı, olamadı, olamazdı, biliyorum
Kimsesiz bir sabaha uyanmamak için kapanmıyordu gözlerim,
Oysa gecenin bir yarısı olmuştu,
Bütün ışıkları sönmüştü şehrin,
Boşalmıştı ve sokakları.
Efkârlı bir şarkı da vardı hani radyoda.
Uyanmıştım nasıl olsa bir kez,
Sensiz de olsa kimsesiz de olsa bugüne.
Niye mutlu etmiyor hiçbir şey,
Niye unutturmuyor,
Ama neden?
Neden hep gece gibi karanlık zihnim?
Ne geceye, ne yıldızlara, ne de sana,
Kendime şikâyetim,
Rüya içinde bir rüya gel de şer’e yorma.
Anlam Ver
Hani bir şeyler söyleyecekmiş gibi,
Hüzün çöker yüzüne,
Ardından upuzundur gece.
Gökyüzü ayla büyülenmişse bir de…
Denizin kıyısındaysan,
Dalgaların musikisi ve yakamoz da varsa hani.
Söylemeye niyetlendiysen, zihninden geçenleri,
Büyünün bozulmasından korkup vazgeçmişsen ya da.
Yüzünü karanlığa çevirip,
Birkaç damla yaş süzülüyorsa yanaklarından,
Sonra hiçbir şey olmamış gibi,
Gülümseyebiliyorsan hayata,
Anlam vermekte zorlanıyorsan,
Yaptıklarına ve yapacaklarına,
Yeniden susup geceye bırakıyorsan kendini,
Kıyısındasın, mutluluk ya da mutsuzluğun,
Farkındasın değil mi, içindeki huzursuzluğun.
Tutkun
Kırk kilitli gönlün bütün hazinelerini sundum,
Ruhuna tutkunum.
Ruhundu beni cezbeden,
Karşı konulmaz, o caziben.
Tüm bunların nezdinde,
Bir anahtar uyduramadım gönlüne,
Gönlün gördüğünden çok değildi gördüğüm,
Gönlünün gösterdiğinden çok değildi.
Söyledim mi?
Söylesem mi?
Bilemedim.
Bu yüzden suskunluğum,
Ruhuna tutkunum.
Bütün söylediklerini dinledim,
Ruhunla bütünleştin.
Duymak istediklerim vardı,
Daha fazlaydı söylemek istediklerim,
Sussam mı?
Susmasam mı?
Bilemedim.
Ruhuna tutkunum,
Bu yüzden durgunluğum.
Daha Ne Olsun… Ama Olsun…
Daha ne olsun...
Ama olsun...
Hayatın sonundan önce, herhangi bir gün…
Evet, üzüldüm. Herkes kadar değil elbette ki, bazılarınızdan çok, bazılarınızdan az, belki de tam olarak bazılarınız kadar üzüldüm. Balonunuzun patlaması, şaçınıza sakız yapışması, elma şekerinizin çalınması, uzandığınız dalın kırılması, kopardığınız elmanın kurtlu çıkması kadar üzücüydü çünkü, her ne kadar elmanızdaki kurdun yarım olması kadar korkunç olmasa da.
Üzülmek sorun değildi aslında. Alışılmadık, yaşanmadık, karşılaşılmadık bir şey değildi ki. Üzülmenin zor kısmı, o, onlar üzülmesin diye, üzülmemiş gibi yapmak, -mış gibi yaşamaktı bir nevi. Boş ver, dünyanın sonu değil ya demekti, tam olarak bu cümleyi kurabilmek gerekirdi tabii, gerçekten de dünyanın sonu değildi, öyle ki sadece bu anın, bu yılın sonu olabilirdi. Her neyse…
Velhasıl kelam, yani bu kelamdan vasıl olan, azdan çok; çoktan az üzülmüşüm vesselam.
Atıfta bulunulanlara ithafen…